İstanbul

7 tepe. Büyük. Kalabalık. Gürültülü. Ama bir o kadar da güzel ve heyecanlı şehir. Lezzet almasını bile, en güzel tadları altın tepside sunar. Lakin tad alamayan için tam bir eziyet ve çekilmez bir çile olur çıkar bu koca şehir. İçindekilerle güzel bu şehir. Sahip olduklarıyla. Kimi zaman huzurun ve mutluluğun şehri olarak anılırken kimi zaman hüzne ve acıya ev sahipliği yapar.

İstanbul küsmüş bana, sitemkar…

Gizlemiyor duygularını.

Sen mi şikayet ettin beni yağmurlarına?

Yoksa engellerini aşamadım diye hala kızgın mısın bana?

Sahi haykırsam Galata’dan duyar mısın?

Seni, beni, bizi

 

Okumaya devam et

İlerle

Kaldığın yerden devam et yürümeye. Yola çıkmış olabilirsin. Yolun ortasına kadar, hatta sonuna kadar da gelmiş olabilirsin. Üzerinde ilerlediğin yolun doğruveya yanlış olması senin verebileceğin türden bir karar. Sana tavsiye edebileceğim yegane şey, yürümeye devam etmen. İster vazgeçer geri döner, başka bir yolda ilerlemeye başlarsın, istersen de doğru bildiğin ve inandığın yolda yürümeye devam edersin. Her iki senaryo da yerinde saymaktan daha iyi olacaktır. Çıktığın yolda beklemek yada onun doğruluğu düşünmen ne kadar doğru. Aldığın kararlardan emin olmalısın. İyi düşünüp bir karar verdikten sonra bunun için çalışmalı ve arkasında olmalısın.

En kötü karar, kararsızlıktan iyidir.

Okumaya devam et

Korkma

Bekliyoruz. Kimi zaman anı, kimi zaman birisini. Beklemekle ömür geçer mi dersin kimi zaman. Kimisi geçirir ömrünü, kimisi sabreder, bekler. Kavuşur belki beklediğine. Ama zaman çok acıdır ki her an hissettirir yokluğunu. Kimi insan korkar, sevmez beklemeyi bekletilmeyi. Hayat boyu göze alamaz belki beklemeyi. Korkar sonunun iyi bitmeyeceğinden. Zamandan korkar. Zamanın getirdiklerinden, daha da önemlisi zamanın ondan götürdüklerinden korkar. Hayat, korkup vazgeçtiğin zaman değil, korkularınla bir olup onlar ile birlikte yaşamaya öğrenince tatlı yüzünü göstermeye başlar belki.
Korkuların sana bakarken sen ondan kaçmayı tercih etme. Onunla yaşamak için savaş ver. Korkuların ile ancak yaşlanırsın. Mutlu olmak için çok daha fazlasına ihtiyacın var. Sevmeyi sevilmeyi ihmal etmeden yaşama dört koldan sarılmayı dene. Sarıl sımsıkı. Bırakma yakaladığın mutluluğu.

Belki tüm korkuların sana bakıyordur şu anda. Aynı zamanda senin mutluluğunda olabilir bu. Korkmak yada katlanmak senin elinde. Unutma! Yaşamın anahtarı sende.

Korkmaktan korkma. Hayat korkup vazgeçmek için o kadar da karanlık değil. Sadece ışığına doğru yürümelisin.

Okumaya devam et

Tüketim

Hayallerin peşinden koşmasak da hayal etmek güzeldir aslında. İnsanın düşlerinde hep olsun istediği bir şeyler vardır. Kimi zaman büyük ve ulaşılması mümkün olmayan istekler kimi zaman ise küçük bir çocuğun istekleri kadar küçük ve masum dileklerimiz vardır. Her şeye sahip değiliz. Ve sahip olamayız. Küçük bir çocuğa bir çikolata aldığınız zaman bir sonraki sefer yeniden sizden bir şey bekler hem de daha iyisini. Aslında bizlerde böyleyiz, yeni bir şeye sahip olduğumuzda daha iyisine sahip olmanın hayali ya da düşüncesi aklımızın bir köşesindedir her daim.
Günümüz akıllı telefonları için geçerli olan bu tez tam karşılığını bulacaktır. İnsanların genelde karıştırdığı nokta burasıdır. Gelişen teknoloji ile birlikte sürekli yeni model ve marka telefonlar piyasaya sürülmekte. İnsanlar ise sebebini hala anlayamadığımız bir nedenden ötürü yeni telefonlara tabiri caizse hücum etmekte. Peki sebep? Peki sebep nedir zaten bir önceki model veya markaya sahip değil misiniz?
Tüm dünyanın üzerinde durduğu sürekli insanlara aşıladığı düşünce biçimidir bu teknolojinin en son ve en yeni haline sahip olmak. Buradaki maksat bence tüm dünya tarafından yanlış anlaşılmakta. Teknolojiyi son noktasına kadar kullanmak, var olanın en yenisine sahip olmak, sürekli yenilenmek ve gelişmekte olan bu sektöre ayak uydurmak dedikleri şey: en son çıkan telefonu almak, son model bilgisayarlara ve oyun konsollarına sahip olmak olmak değildir. Çok küçük yaşlarda çocuklar teknoloji ile tanışıyorlar. Tabletler, telefonlar, bilgisayarlar, oyunlar. Çocukların gelişimleri açısından yararlıdır, değildir bilmiyorum. Ama vurgulanması gereken nokta aşırılık. Sahip olduğunuz telefonun bir üst modeli çıktı diye onu almak zorunda hissediyor insanlar kendini. Ve bu yeni cihaza sahip olmak sizin yeni hedefiniz oluyor. Neler yapabileceğiniz nasıl alabileceğiniz size ve maddi durumunuza bağlı. Çeşitli işlerde ekstra olarak çalışan insanlarımız var. Peki, ne için? Elindeki telefonun bir üst modeli çıkmış ve onu almak istiyormuş. Peki, neden efendim? Yaklaşık üç ay önce aldığı cihazı yarı fiyatına geri satıp yeni modeli almak için para veriyor.
Var olan son teknolojiye sahip olmak derken kastedilen görüş zannımca böyle değil. Var olan son teknolojiye sanayi devleri, şirketler, ordular, devletler sahip olmalı. Kendilerini güçlü hissetmeleri ve vatandaşlarına da bu güveni verebilmeleri için. Siz son çıkan telefonu aldığınız için teknolojiyi yakından takip etmiyorsunuz. Sadece bu küresel ölçekli bir oyunda piyon olarak yerinizi alıyorsunuz. En son teknolojiye sahip olmak demek, en son çıkan akıllı telefona sahip olmak demek değil, o telefonların sahip olduğu teknolojiye muvaffak olmaktır. En son teknoloji cihaza sahip olduğumuz için ne kazanıyoruz? Vaat edilenlere göre bize bir takım getirisi olmalı yeni şeylerin. Görüldüğü gibi getirisi olmadığı halde götürüsü oldukça fazla.

Teknolojiye para harcamak gereksiz bir harcama değil lakin var olduğu veya ihtiyacınız olmadığı halde gidip yenisini almak gereksizdir.

Okumaya devam et

İnce Çizgi


Bardağın dolu tarafına bakacaksın, ama boş bakmayacaksın.

Olaylara bardağın dolu tarafından bakmayı öğrenmek gerek diye düşünüyorum. Kaybettiklerimiz elbette kayıp ama kayıplara odaklanıp kazançları ve gelecek hedeflerini göz ardı etmek mantıklı bir hareket olmayabilir. Sürekli olumlu yanlara ve kazançlara odaklanıp kaybettiklerimizi, vazgeçtiklerimizi göz ardı etmek sadece görüş alanımızı daraltmakla kalmayıp ileride daha fazla kayıp olarak bize geri dönecektir. Aradaki ince çizgiyi yakalamak, iyi analiz edip sonuçları her zaman en iyi şekilde değerlendirmek gerek. İş yaşamında olsun sosyal hayatta olsun her daim bu tür olaylarla karşı karşıyayız. Bir şeyler kazanırken bir şeyleri kaybediyoruz, yeniliyoruz, vazgeçiyoruz. Başka bir değişle işler umduğumuz gibi gitmiyor ve elde edemediğimiz bir takım şeyler oluyor. Tüm şartlar göz önünde bulundurularak sonuçlar alt alta toplandıktan sonra kayıplar ve kazançlar üzerine düşünülmeli. Sonuç ne olursa olsun artık o sonuçtur ve getirdikleri ve götürdükleri ile artık bizim problemimizdir. Olaylar ve durumlar kümesinden elde ettiğimiz sonuçları sürekli pozitif olarak yorumlamak ya da kendimizi buna inandırmak, sürekli iyi tarafından bakarak her şeyi makul bir sebebe bağlayarak başarısızlıklar altında dahi gizli bir başarı aramak yani hayatta polyana rolünü oynamak doğru olmayacaktır..

Tüm mesele aradaki ince çizgi üzerinde yürümek, çizgiyi yakalamaya çalışmak.

Okumaya devam et

Düğme

Durdurma düğmesi, duraklatma düğmesi olmalı. Küçük molalara ihtiyacımız var. Yapmamız gereken onca iş yükü altında ezilirken, mola saatlerini büyük heyecanla beklerken, yaptığımız şeyden o kadar bıkmış ve bunalmış bir durumda iken ne kadar güzel olurdu bir duraklatma düğmesini kullanma hakkımız olması. Sadece yaptığımız işe ara vermemizi sağlamakla kalmayacak, tüm yaşamdan, dünyadan kısa bir süreliğine de olsa izin almamızı sağlayacak ve bizi bu dünyadan soyutlayacak bir düğme. Çok şey mi istiyorum? Sadece bir swich bir düğme bir buton. Her neyse işte, ondan istiyorum.
Rutine bağlanmış yaşamdan korkuyorum. Yeni şeyleri ve heyecanları unuttuğu gün insan yavaş yavaş içindeki çocuğu da öldürmeye başlar. Rutine bağlamak iyi değil benim gözümde. Her şeyin sürekli bir kısır döngü içinde devam ettiği, yeniliklerin nadir görüldüğü ve daha kötüsü bu duruma alışılmış bir yaşam en kötüsü. Kimi zaman böyle rutinlere bağlanıp kalıyoruz. İş ev iş ev. Böyle zamanda eminim herkesin ihtiyaç duyduğu şey bu düğme. Sadece zamandan ve mekândan soyutlayacak bir düğme değil. Tabi ki daha fazlası. Sizi dertlerinizden ve sıkıntılarınızda, işlerinizden ve çevrenizden, psikolojik ve sosyal tüm düşüncelerden soyutlayacak bir düğme. Sizi sizden alacak, kendinize yabancı kalacağınız yaşadığınız hayata yabancı kalacağınız bir bakış açısı sunan bir düğme. Oturup düşüneceksiniz: Bu yaşam benim mi? Nasıl dayanıyorum diye kendinize sormadan edemeyeceksiniz.

Sahip olsaydınız böyle bir düğmeye. Kullanmak nasıl bir deneyim olurdu.

Okumaya devam et

İnsanlık

İnsanlık önemli kavram. Zorda kalana yardım etmek midir insanlık? Bir yoksul gördüğün zaman yardım etmek, eline 3 5 kuruş para sıkıştırmak mı?. Çoğu zaman yaptığımız şey bundan ibaret. Ötesine geçemiyoruz, yâda geçmeye korkuyoruz. Para verip geçiştiriyor veyahut yüzümüzü çevirip kaçıyoruz. Kimden kaçıyoruz peki. Karşımızdaki ihtiyaç sahibinden mi, derdini anlatmak isteyen bir dertliden mi yoksa kendi insanlığımızdan mı? Kimse derdini sormuyor ihtiyaç sahibinin. Ah bir dinleyebilsek. Tek görevimiz para verip derdine çare olacağımızı düşünmek mi? Kimse dinlemiyor dertlerini. Korkuyoruz belki. Ama bir gerçek var ki, kaçıyoruz bundan. Dinlesek belki neler anlatacak bizlere. Acaba nasıl bir hayat hikâyesi var anlatılmayı bekleyen. Dinleyecek Adam’ın bulunamadığı hayat hikâyesi. Mesele para değil belki. Herkesin başına gelebilecek türden şeyler bunlar. Bir gün sizde zor durumda kalabilirsiniz. Şimdi kendinizi öyle bir durumda hayal edin. Güç değildir herhalde düşünmesi. Yolda kalığınızı düşünün, parasız. Birinden para istemek zorundasınız. Haydi, düşünün, bunun sizin için ne kadar zor olabileceğini bir düşünün. Asıl mesele dinlemek. İnsanlık etmek. İnsan gibi davranmak. Derdin nedir diye sormak. Bu hale nasıl geldik bilinmez. Bir vurdumduymazlık almış başını gidiyor. Dinlemiyoruz kimseyi, cevap dahi vermekten kaçar olduk. Bunun temel sebeplerinden birisi de iyi niyetin hep suiistimal edilmesi. Günümüzde görüyor, duyuyor ve işitiyoruz. Dolandırıcı, yalancı insanlar para elde etmek için insanları kandırmakta ve iyi niyetleri ile oynanmakta. Olaylar da yalancı çoban hikâyesine benzemekte. Birkaç kez kandırılan insan artık gelen talepleri, istekleri tereddütsüz geri çevirir hale geliyor. Zamanda o da duymamaya ve görmemeye başlıyor ihtiyaç sahibi insanları.

İnsanlık önemli şey. Daha da önemlisi insan olabilmek!

Okumaya devam et

Düşünün

Küçük planlar yapmaktan çekinmeyin. Hayatı bir de böyle yaşamayı deneyin. Belki böylesi daha güzel gelir.

Düşünmek zihni yoran eylem değildir. Düşünmekten, kafa yormaktan çekinmemeli insan. Ufak şeyleri dahi düşünmek, planlamak kurgulamak ilerde çok yardımcı olacaktır. Basit düşünceler basit planlamalar elbet zamanı geldiğinde kendisini gösterip kolaylık sağlayacaktır. Plan düzenin anahtarıdır.
Hayatı planlı yaşamaktan çekinmeyin. Plan yapmak size zaman kaybettirmez aksine kazandıracaktır. Başarılı bir organizasyon başarılı bir planlama ile mümkündür. Bunu sağlayan yegane şey ise tüm olasılıkların tüm yönleri ile ele alınıp her senaryonun düşünüldüğü başarılı bir taslaktır, plandır.

Okumaya devam et

Mahalledeki Abi

Biz çocukken mahallede sokakta abilerimiz vardı beraber oyun oynayıp zaman geçirdiğimiz. Onların her zaman bir ağırlığı vardı. Kararları onlar verirdi. Maç için takımı onlar kurar kimin oynayacağına karar verirlerdi. Aynı zamanda hakemdi onlar. Dedikleri gibi olurdu hep. Gol yada değil.

Şimdi bakıyorum sokaklara eskisi gibi değil artık anlaşılıyor öyle olmadığı. Sokakta top oynayan çocuk sayısı bir elin parmağını geçmeyecek kadar az. 90 lı yılların sonunda yani bizim çocukluk zamanımızda top oynamak için yer olmazdı sokakta. 15 yıl geçti sokak aynı sokak. Şimdilerde kimseyi göremiyorum. Eğlenceli bulmuyorlar galiba. Biz çocukken yoktu der ya eskiler ben de diyebiliyorum artık. Yaşlandım sanırım. Yoktu, biz çocukken bilgisayar yeni değildi belki ama her evde yoktu. Sahip olmakta ayrıcalıktı. Telefonlar tuşlu polifonik melodili olanlardan vardı. Vakit geçirmek demek sokağa çıkmak demekti. Ezan vaktine kadar oynanan oyunlardı bunlar. Maç ezanla biterdi. Herkes evine dağılırdı.

Bir de maçlarda kaleci oyuncu vardı. Hem kaleye geçer hemde oynardı. Abilerimiz bu görevi her zaman başarıyla yerine getirmişlerdir. Yeri gelir forvette gol atar, kimi zaman kalede başarılı kurtarışlar yaparlardı. Mahalle maçları yapılırdı. Turnuvalar yapılırdı. Hiç iyi bir oyuncu olamamışımdır hala da öyleyim. Takım eksik kalınca halı sahaya çağrılan göbekli, pek koşamayan, savunmada görevini yapan abi olarak görüyorum kendimi. Takımda varım ama oyunda varlık göstermiyorum.

Okumaya devam et